Perşembe, Haziran 10, 2010

Bugün...

Hizmette sınır tanımayan ailenizin blogırı Özgeee yeni bir servis sunuyor. Hemen eteğinizin iç astarından, olmadı pantolon paçanızın görünmeyen iç yüzünden 1cm*1cm boyutlarında 3 kupon kesip adresimize göndererek kampanyamızdan faydalanabilirsiniz.
***Bugün serisi...***
Denizhan BUGÜN SıRaLaDı! O ne demek diyenler için Ekşi Sözlük'ten gelsin: "bebeklerin normal yürümeye başlamadan önce geçirdikleri evre. eşyalara tutunarak yan yan giden bebek yürüyüşü."
Jet hızıyla emekliyordu ya daha dün! Bugün bizim uzun mor koltuğun solunda ayağa kalkmışken tam koltuğun sağında ondan fellik fellik kaçırdığımız TV kumandasını görünce bir an gözleri çizgi filmlerdeki gibi parladı. Ardından pıtır pıtır bir balet zerafetiyle yan yan koltuk boyunca ilerledi. Yakaladım, ben de tam o anda ona bakıyordum. :) Bu da aslında GAB serisinin bir parçası olabilirdi- Görmemiş Anne Baba.
Ah unutmadan 3 gün önce de üst damaktan ilk iki diş kendilerini gösterdiler. Zaten biz anlamıştık kendilerinin partimize katılmak üzere olduklarını. Zira minik oğlumuz geceleri gene ilk dişlerde olduğu gibi çığlıklar atarak uyanmaya başlamıştı.
Elimde değil eski doktorumuz tonton görünümlü tip doktorumun sözleri kulağıma geliyor: "Diş ağrı yapmaaaz!!!" Hadi canım diyorum kendisine en bir saygıdeğer şekilde...:)
Not: Kumandayı kaçırma sebebimiz oğlumuzun onu muzdan farklı görmeyip yemeye kalkışmasındandır...

Montessori hemen burada!

Daha geçen biri sordu ki Denizhan'ı hangi yuvaya gönderecekmişiz? O an bana bakanlar ayakta kocaman bir soru işareti görmüş olabilirler:) 
-"Bilmiyorum, biz daha uyku, yeme, içmeye kafa yoruyorduk. Çok erken değil mi?"
-"Bak zaman bir anda geçer. Hangi ilkokula göndereceksen onun anaokuluna göndermelisin."
-"A, öyle bir şey var değil mi?"
Mezun olduğum okullarımı, orada yaşadıklarımı, görüştüğüm ve artık görüşemediğim arkadaşlarımı sevsem de, okul vs. konularında takıntılı olmadığımı düşünürüm. Benim gibi kolej mezunlarına verilen ve sıkı bir gazdan ibaret olan "kolejden sonra hayat yoktur.", "mezunun mezundan başka dostu yoktur." gibi her türlü teze ilgisiz kalırım. Çocuğum nasıl bir okulda okumalı konusunda da net bir fikrim yok, yeter ki özgür olsun, kendi olsun.
Ali ile ne istediğimize daha oğlumuz portakalda C vitamini iken karar vermiştik,  "Mutsuz, kendini sevmeyen bir çocuk olacağına Galatasaray'da okuyan kendinin farkında, hafiften it bir tip olmasını tercih ederiz."  Genelleme dahilinde, hani galatasaraylıların bu ülkede kıskançlıkla karışık bir şekilde hor görülen bir tavrı vardır ya, kendinden emin, düzene , baskıya olur da baş eğmesi gerekirse bile bunu kendi içinde bir itlikle tiye alarak mağrur kalan:) 
Çocuk  yetiştirme üzerine bunlar tabi eşekten kuşaktan haberi olmayan yeni evli bir çift için ne kadar rasyonel bir söylemse, o kadar rasyoneldir. Haddinden fazla çok ciddiye alınıp da ileride gözümüze sokulmamalıdır:) Sonra geçen sene yeğenimiz GS'ya girince de tanımaktan çok gurur duyduğum bu genç adamın da gelişimine şahit olabilmekten heyecan duyduk.

Şimdi önümüze bu geldi. Üye olduğum anneler grubu yeni bir şeylere sadece dernek olarak, kar kaygısı gütmeksizin öncülük ediyor.
Bu projeden anladıklarımı kendi sözcüklerimle ifade edersem:

Çocuğa "bir proje olarak" yaklaşmak veya ona olasılıkların sonsuz olduğu ama gözetildiği özgür bir ortam sağlamak arasında seçim yapabilecek bu okul sayesinde aileler.


Bu eğitim sistemi üniversitede bir hocamın bizleri yüreklendirmek adına anlattığı bir anekdotu aklıma getird:. Fırsatım olmuş ve çizmiştim daha önce. 
"Üniversite bir fabrikadır." demişti. "Amacı kendisine gelen ham, işlenmemiş tomruklardan işlenmiş ürün, mesela 10*10 kalas elde etmektir. Fakat bu fabrika kendi içinde değerlendirme yapamaz, görevini kendi bildiği kurallar içerisinde gerçekleştirir. Yani bu fabrikaya bir tomruk yerine çok güzel ahşap bir iskemle gelirse onu ayırt edemez, onu da parçalar ve işlenmiş 10*10 ahşap haline getirmeye çalışır.Yani kendinize dikkat edin." demişti bizlere. Artık bizim kuşak tornadan geçmiş, bırakalım da gelecek için "İşte Montessori budur!" deniyor.

Amaç dahiler yetiştirmek gibi bir iddia değil, her çocuğun kendi değerinin ve yeteneklerinin farkına varmasını sağlayarak "gerçek" potansiyelini keşfetmesi.Merak ediyorsanız buyrun tıklayın:

Veli inisiyatifi montessori okulu
Not: Başta tereddütleri olan bir annenin Montessori tecrübesi - gerçek deneyimler için Bölüm IBölüm IIBölüm III.

Pazar, Haziran 06, 2010

Tır-Ma-Nı-Yorum...

Çok hızlandı Denizhan. Her geçen gün yaptığı yeni şeyleri yazmaya kağıt, akılda tutmaya annesinin hafızası yetmez.
Neden bahsetsem ki?
*Emeklemek de ne kelime, Jet hızıyla emekliyor. Öyle ki evi değiştirip/dönüştürsek de hala tehlikeli bulduğumuz alanlarda yanında eskortluğa zorr yetişiyoruz.
*Şarkılardaki pam pam gibi şeyleri aniden tam da yerinde söyleyebiliyor. Sevdiği bir tempo olunca çıldırıyor, artık allah ne verdiyse oturduğu yerde ya da ayağa kalkıp bir yere yaslanarak başlıyor sallanmaya, kolları sallamaya.
*Kulaklarımızı keşfedeli bir kaç zaman oldu. O kadar ilginç geliyor ki bu kulaklar ona uyurken, süt içerken memeden falan eller hep kulaklarda, hayranlıkla kıvrımlarında gezdiriyor parmaklarını.
*Çok özgürleşti emeklemeye başlayınca. Kendi yapabileceği şeyleri yerine yapmamıza izin vermiyor, yemek yemek gibi. Kendi de yemiyor tabi, bir çılgın tiyatro sergiliyoruz her öğün.
*Ve dün tırmandı ilk defa- kütüphaneye. Fotograflar anlatsın. Korkmayın, yansımadan da görüleceği üzere baba arkada aportta bekliyor:)
*Dikkatini dağıtmak artık o kadar kolay değil. Bir önceki sefer keşfetmesi yarım kalmış / şaşırtılmış olmasına rağmen, aradan bir kaç saat de geçse, uyusa uyansa da gelecek sefer gene jettt hızıyla geçen sefer işinin yarım kaldığı odaya bütün evi boydan boya geçmecesine emekleyip, yarım kalan işini/ keşfini tamamlamaya dönüyor.

Keşke aynı hızla bizim zekamız da artsa da oğlumuzun satrancında geride kalmasak:P

İyi ki gelmişsin oğlum, hayat seninle çok heyecanlı:)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...