Çarşamba, Nisan 28, 2010

Şapkalı Kedi


Aman be güzel kediciğim, içim sıkıldı gene. Bu çok bilmiş anan "Bu dünyaya çocuk getirilir mi?" söylemlerimi 20'lerin ortasında söyleyemez olmuştu oysa.
Da bu politikacılar yok mu, her dönem daha da kendilerini aşarcasına insaniyetten, medeniyetten koşar adımlarla uzaklaşan meclis yok mu. Suçlu hissediyorum zaman zaman, böyle bir dünyayla bir gün tanışacağın için...
İstiyorum ki Türkiye bir anda öyle bir aydınlanma çağına girsin ki bugün Siirt'te olan şeyler gelecekte gazete haberi olarak bile siz temiz zihinlerin karşısına çıkmasın...Bilgelik yağmurları yağsın halkımın üstüne. Konunun ne olduğunu yazmaya elim varmıyor, kusura bakma, burada arşivde duruyor.


Emre Kongar'ın Cumhuriyet gazetesindeki Aydınlık isimli köşe yazısından alıntılıyorum: 
Başbakanın 23 Nisanda Başbakanlık koltuğuna oturan öğrenciye söylediği sözler tüylerimi ürpertti:
Yetki artık senin. İster asarsın, ister kesersin. Her şey sende!” *



İşte bu sözler, Atatürk'ün çocuklara armağan ettiği bugünde edilen bu talihsiz kelimeler sizlerin zihnindeki dehlizlerin ne denli karanlık olduğunu anlatıyor bana. İçimi kurutuyor.
Sonra diyor ki içimdeki ses bana "Hala üzülmen, hala olanlara şaşırman da çok komik. Belli değil mi nereye gidiyoruz? 
Sahi nereye gidiyoruz?


Yurdumdan başka 23 Nisan haberleri için:

  • Burada Gaziantep'teki 23 Nisan kutlamalarında öğrenciler protokoldekilere kendi elleriyle çay servisi yapınca tuhaf görüntüler ortaya çıktı..

Not:İçiniz sıkılıyor, mideniz buruluyorsa Bach'ın şu parçasını dinleyin, içiniz temizlensin. Bu yazıyı yazdıktan hemen sonra Papatya'nın blogundaki bağlantı sayesinde dinlediğim bu müzikle ruhum duruldu...
(*) Emre Kongar'ın yazısı Türkiyede Otoriterliğin Temelleri: Aile ve Eğitim'in devamını burada okuyabilirsiniz.

Salı, Nisan 27, 2010

Motto'm olsun bu...

''Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını'?


Evet ya hayat burmalı kadayıfsa, altı şuruplu ve daha güzelse? Kaç zaman oldu burmalı kadayıf yemeyeli...


Not: Fotograf gene uysada koyduk, uymasa da koyduk tadında. Oğlum evvelki hafta içtiği ilk Portakal suyunun hatırası.

Dnzhn'in resimli günlüğü...

Olay:Denizhan ilk kez mama sandalyesinde.
Günün Hissiyatı:Annesi o günlerde çok umutlu, büyük söylemleri var.
Oğlu çok güzel yemek yiyecek. Annesi oğlu yesin diye türlü şaklabanlık, oyun yapmayacağız. Ecnebi (batılı) ana babalar ve çocuklar gibi cool ve vakur tavırlar içinde yaklaşacağız yemeğe.
Sonuç: Sevsinler annesini. Peeeh! Her gün, hatta her öğün yeni oyun, ya da eve yeni sıcakkanlı bir kişi gelecek. Yeni bir şey yoksa, yemek de yok, kapiş?

Olay:Ailedemde futbol fanatikleri olduğu ve ben de fanatizm'den hiç hoşlanmadığım için dedesşyle anlaşmıştık. O oğlumu GS yapmayacaktı, biz de evde Fener'li.
Sonuç:Kural ihlali var. Şapka GS Store'dan ve logolu. Sağdaki burun ise GS'li dedeye ait.Yakaladım işte.



Karadeniz uşşşağu!!!
Çocukken korkulu rüyam olan "Nerelisiniz?" sorusunu şimdi de oğlum için doktoru sordu dün. Nereli mi?
Anneannesi Aydın ve Konya kökenli.
Anne tarafından dedesi Midilli ve Ahıska Türkü kökenlere sahip.
Babaannesi Of-Fatsa ortaklığı*
Baba tarafından Dedesi Silifkeli.
E bu çocuk Türkiye'li! Doğu-Batı-Kuzey-Güney ile tam bir melez :P

Olay:Yeni oto koltuğunda böyle kendinden geçerek uyudu geçen gün. Üstelik de yüzü yoğurtlu, daha temizleyemeden uykuya dalmıştı:)






İşte böyle macera devam ediyor...










(*)Düzeltme için sağol Gülden Halası. Coğrafi bir sapma olmuş:)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...