Pazar, Şubat 07, 2010

Öyle bir hayat yaşıyorumki...

Haddim olarak (!) oğlumun blogunu zaman zaman başka konularda da  işgal ediyorum. Bir de beni etkileyen resim, şiir, yazı ekliyorum. Böylece büyüyünce o da anne, babasının yaşadıkları ruh halleri hakkında fikir sahibi olabilir hem de :)
Bu şiir iyi bilinir. Beni en etkilyen bölüm "Denizleri seviyorsan..." diye başlayan kıta. Bu siteye sırf Dnzhn resimleri görmek için girenleri kırmamak için de geliyor, işteee...Babasıyla güreştikten az sonra Dnhzn.



Öyle bir hayat yaşıyorum ki,

Cenneti de gördüm cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedimki 'söz ver kendine'


Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.


Öyle bir hayat yaşadım ki,

Son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan,
Anladım...

Nietzsche

Perşembe, Şubat 04, 2010

Hititler'den bir Dua...


Canı isterse, havada bile uyuyan bebeğime ...

"Tanrım,
Beni yavaşlat.
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir...
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele...
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver ..
Sinirlerim ve kaşlarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol...
Anlık güzellikleri yaşayabilme sanatını öğret;
Bir çiceğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı,
güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi ögret...
Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini ,  
yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler oldugunu bileyim...
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi
büyümesine bağlıdır...
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı
değerlerine doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha
sağlıklı olarak yükseleyim.
Ve hepsinden önemlisi...
Tanrım,
Bana değiştirebileceğ im şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğ im şeyleri Kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ve HİKMET,
Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver..."

HiTiTLER'iN M.Ö.2000 YILINDAKİ DUVAR YAZISINDAN

Ufak Şeyleri Dert etmeyin

Tam da ihtiyacım olduğunda bir yazı çıkar karşıma. Okuyunca biraz ferahlarım. Bunu evrenin, meleklerimin, tanrının, ya da adına her ne derseniz o olsun, ama göklerdeki bir dostumuzun mizah anlayışına veririm. Bu farkına varışla en yalnız olduğumu hissettiğim anda aslında ASLA yalnız olmadığımı gene hatırlarım. (sonra gene unuturum kesin) Çarpık bir tebessüm yüzüme yerleşir... Aslında hep var beni gülümsetecek ve sığındığım köşeden dışarı çıkartacak bir şey. En başta oğlum var, oturamam öyle köşelerde. Depresyon bile bir lüks tüketim ürünüdür, çalışan koşturan, didinen insanların yeri olan varoşlarda barınamaz. sözü gelir aklıma... Beklentini düşür, bekleme derim gene...
******


Kaynak: Ufak Şeyleri Dert etmeyin, Dr. Richard Carlson (gönderen Özlem'e teşekkürler...)


Birçok felsefenin en temel mânevi ilkelerinden biri, hayatın belirlediğiniz gibi olmasında ısrar etmeyip, yüreğinizi o anda “olanlara” açık tutmak düşüncesidir. Bu düşünce çok önemlidir, çünkü içimizdeki mücadelelerin çoğu hayatı kontrol etme arzusundan ve gerçekte olduğundan farklı hale getirme ısrarından kaynaklanmaktadır.  Ne var ki, hayat her zaman  istediğimiz gibi değildir…  sadece olduğu gibidir.  




Bizim huzurumuz,  o anın gerçeğini ne kadar kabul edebildiğimize bağlıdır.
Hayatın nasıl olması gerektiği konusunda önceden oluşturduğumuz kavramlar varsa, bunlar, içinde yaşadığımız anın tadını çıkarmamıza ve o durumlardan ders almamıza engel olur. Bu yüzden, belki de bizim için mükemmel bir uyanışa yol açacak olayların değerini anlayamayız.
Bir çocuğun yakınmalarına, ya da eşinizin hoşnutsuzluğuna tepki göstermektense, yüreğinizi açın ve o anı olduğu gibi kabul etmeye çalışın. Onların sizin beklediğiniz gibi davranmayışlarına itiraz etmeyin. Ya da, üzerinde epey çalışmış olduğunuz bir proje reddedildiği taktirde, bozguna uğramış gibi hissetmeden, “Ne yapalım, gelecek sefere kabul ettiririm” diye düşünün.  Derin bir soluk alın ve tepkinizi yumuşatın.
Yüreğinizi bu şeklide açarken amacınız yakınmalardan, reddedilmekten, ya da, başarısızlıktan hoşlanıyormuş gibi görünmek değildir; sadece hayat umduğunuz gibi gerçekleşmediği zamanlarda, bunu kolayca kabullenebilecek hale gelmektir. Günlük yaşamın zorlukları içinde yüreğinizi açmayı öğrenebilirseniz, o güne kadar sizi hep rahatsız etmiş olan şeyleri artık sorun olarak görmeyi bırakırsınız. Perspektifiniz derinleşir.  Mücadele ettiğiniz şeylerle savaşmaya başladığınız zaman hayat gerçekten bir savaş haline gelebilir. Tıpkı bir ping pong maçına döner ve siz kendinizi top yerinde bulursunuz. Oysa, kendiniz o anın  akışına bırakıp, olanları telaşsızca kabullendiğiniz taktirde içinizde daha huzurlu duygular belirecektir. Karşınıza çıkacak küçük zorluklar üzerinde bu tekniği deneyin. Giderek aynı bilinçli davranışı daha büyük olaylar üzerinde de uygulayabilir hale geleceksiniz. Bu da gerçekten çok güçlü olmanızı sağlayacaktır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...